MUSTAFA ÖZTÜRK

Sorularınız İçin

MOBİNG (İŞYERİNDE DUYGUSAL ŞİDDET)

e-Posta Yazdır PDF
AddThis Social Bookmark Button

MOBİNG (İŞYERİNDE DUYGUSAL ŞİDDET)

Yaşadığımız psikolojik travmalar genel olarak hayatımızı ve ruh halimizi etkilediği gibi iş yaşantımızda da sorunlar yaşamamıza neden olur.  Bu travmatik yaşantıların kaynağı kişilerin çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde olabildiği gibi işle ilgili ve işyerinde yaşanan olumsuzluklarla da ilgili olabilir. 
İşyerinde Duygusal Şiddete Maruz Kalmak
 
İşyeri birçoğumuz için güvenli bir yerdir. İşyerindeki insanların da güvenilir olduklarına inanırız. İşimizi yaparken iletişim içine girdiğimiz insanların makul olduklarını ve bize zarar vermeyeceklerini varsayarız. Bu güvenli ortamda ve güven duyduğumuz kişilerle birlikte iken zarar görmeyeceğimize dair bir inancımız vardır. Aslında buna inanmak bir ihtiyaçtır. Zarar görmeyeceğimize inanma ihtiyacı duyarız. Bu, ailemizde öğrendiğimiz bir beklentidir. Eğer normal bir gelişim sürecinden geçtiysek, aile içinde koruma altında olduğumuza ve kötülüklerin bize ulaşamayacağına dair sağlam bir inanç geliştiririz. 
İşimiz bizim ikinci adresimiz gibidir. Aile yaşantımızda olduğu gibi, işte karşılaştığımız olumsuz durumlar ve haksız davranışlar güvenli sandığımız bir kalenin duvarlarının sarsılmasına ve yıkılmasına yol açabilir ve bizi travmatik biçimde etkileyebilir. İş yerinde yaşanan kazalar, duygusal ve cinsel tacizler ve haksız muameleler çalışanlar üzerinde travmatik sonuçlar doğurabilir. 
 

Yöneticilerin Yaklaşımı

 
Bir çalışan travmatik bir olay yaşadığında bağlı olduğu üstünün desteğine ihtiyaç duyar. Yönetici yeterince duyarlı ve durumu nasıl ele alması gerektiği ile ilgili yeterli bilgiye sahip ise yaşanan olay sonrası süreç çok daha az sorunla atlatılabilmekte ve uzun dönemli travmatik bir etkilenmenin önüne geçilebilmektedir. Yöneticiler yeterli duyarlılığı gösteremediğinde hatta sorunu görmezden geldiğinde çalışan kişide öfke duygusu ortaya çıkar. Bu öfke duygusu yönetici ile yeni sorunlar oluşmasına yol açacağı gibi aynı zamanda mevcut travmanın çözümlenmesini de geri plana atar. Böylece, hem bozulan ilişkiler hem de yaşanan olayın travmatik etkisinin devamı mevcut sorunu daha da büyütür, yeni sorunlar ortaya çıkarır ve sonuç olarak iş ortamının kendisi travmatik bir hal alır.
Bazı durumlarda yaşanan psikolojik travmanın kaynağı yöneticinin kendisi olmaktadır. Çalışan üzerinde duygusal baskı kurulması bu duruma bir örnektir ve ‘mobing’ olarak isimlendirilir.
 
İşyerinde kendi yöneticisi ya da dolaylı biçimde iş ilişkisi içinde bulunan bir kişi ya da bir grup tarafından duygusal şiddete maruz kalmış kişilere yönetim tarafından uygun biçimde yaklaşıldığında bu kişiler normal işlevsellik seviyelerine dönebilmektedirler. Ancak ne yazık ki süreç çok daha kolay atlatılabileceği halde bazen yöneticilerin tutumları sorunu çözmeyi kolaylaştırıcı olmayabilmektedir. Bunun nedenlerinden birisi, yöneticilerin bu tür durumların ciddi sonuçları olabileceği ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmamalarıdır. Yaşanan travmatik bir olayın çalışan kişiyi ve çalışma arkadaşlarını nasıl ve ne ölçüde etkileyebileceği ve bunun kişilere ve işyerine verebileceği zararın büyüklüğü hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarından, yöneticiler olan biteni önemsiz görebilmektedirler. Bazen, durumun önemini kavrasa dahi, ne yapacağını bilmediğinden ya da olaya duyarlı olursa bir şeylerin kontrolü dışına çıkabileceği ile ilgili kaygısı nedeniyle yönetici duruma müdahale etmekten kaçınabilir. Çalışan tarafından iş yerinde yaşanan olay ya da olaylar ortaya çıkarsa zarar göreceklerini düşünmeleri de yöneticilerin kişinin durumunu görmezden gelmelerinde etkili olabilmektedir. Profesyonel bir yardım alındığında olayın açığa çıkacağına inanan yönetici yaşanan olayı normalleştirmeye çalışabilir ve her işyerinde bu tür olayların olabileceğine ve kişilerin bunların üstesinden kendi başlarına gelmeleri gerektiğine kendini inandırabilir.
 
Duygusal şiddet uygulayan yöneticiyi ya da grubu karşısına almak istememek de, yönetimi bu tür sorunların üstüne gitmekten alıkoyabilir; bir yönetici ya da grupla kötü olmaktansa bir çalışılanın feda edilmesi çokça karşılaşılan bir durumdur
Ancak asıl sorun, bu veya diğer nedenlerden dolayı duygusal şiddete maruz kalan bir kişiyi görmezden gelmenin çalışan kişi üzerinde ciddi psikolojik etkiler yaratması ve diğer çalışanlar üzerinde yönetime karşı güvensizlik duygularının oluşmasına yol açmasıdır. duygusal şiddete maruz kalan kişinin içine düştüğü duruma şahit olmak ve bunun yönetim tarafından görmezden gelinmesi diğer çalışanlarda ciddi manada güvensizlik oluşturur. 
 
Öfke, Suçlama ve Suçluluk
 
İşyerinde yaşanan duygusal şiddet sürecinin ardından, uyuşmuşluk ve donma halinden korku ve şiddetli öfkeye kadar uzanan bir aralıkta çeşitli duygular ortaya çıkar. Travmaya maruz kalmış kişi ya da kişiler başlangıçta daha çok duygusal donukluk ve şok hali ile tepki verirken, olaya daha az şiddette maruz kalmış olanlar öfke ve kızgınlıklarını daha kolay ifade edebilirler. Duygusal donukluk ve şok hali atlatıldıktan sonra da öfke, kaygı, depresyon gibi semptomlar kendini göstermeye başlar.
İşyerindeki hiyerarşik yapı nedeniyle çalışanlar yaşanan olumsuzluklarda üstlerini suçlama eğilimine girerler. Yaşananların, duygusal şiddeti yapan kişinin kendisi ile ilgili dönemsel sorunlarından kaynaklandığı ve bir süre sonra sonlandığı durumlarda dahi çalışanların kuruma ya da bazı yöneticilere karşı kızgınlık besledikleri görülebilmektedir. Burada en büyük sorun maruz kalınmış olan duygusal şiddetin kendisi ile beraber bu duruma yönetim tarafından gerekli ehemmiyetin verilmemesi ve ilgisiz kalınmasıdır. Himayesindekileri her ne olursa olsun korumakla yükümlü olduğuna inanılan ve güvenilen kişilerin bu sorumluluklarını yerine getiremediklerine inanılır ve bu durum kişide yoğun öfke ve kaygıya yol açar. Duygusal şiddet devam ederse ve/veya buna yönetimin ilgisiz kalma durumu devam ederse tükenme ve depresif şikayetler de ortaya çıkmaya başlar.
 
Yöneticiler Ne Yapmalı?
İşyerinde yaşanan duygusal şiddet sonucunda ortaya çıkabilecek sorunların ciddiyetini kavrama konusunda yöneticilerin eğitilmesi kurumlarda atılacak adımlardan ilki olmalıdır. Bunun nedeni, süreçteki tıkanmanın genellikle ortadaki sorunun öneminin ve niteliğinin kavranamaması aşamasında ortaya çıkmasıdır. Müdahale etmeye ve üzerinde durmaya değer bir sorun olduğu düşünülmüyorsa çözüm de üretilemez. Travmanın ne olduğu, ne tür olayların ve durumların kişileri travmatize edebileceği, travmaya maruz kalmış kişilerin ne tür psikolojik belirtiler gösterebilecekleri, davranışlarında ne tür değişimler olabileceği, bu durumlarda kişinin kendisinin, çalışma arkadaşlarının ve kurumun ne tür etkilere maruz kalabilecekleri konularında yöneticileri eğitmek bu doğrultuda atılması gereken ilk ve en önemli adımlardandır
Yöneticilerin, duygusal şiddete maruz kalmış bir çalışana nasıl yaklaşmaları gerektikleri konusunda kafaları karışık olur. Konudan hiç bahsetmemeli midirler? Kişiyi kendi halinde mi bırakmalıdırlar? Kişi başından geçenleri anlattığında ne demelidirler? Sadece dinlemeli midirler yoksa tavsiyelerde mi bulunmalıdırlar? Söz konusu travmatik bir olay olduğunda yönetici ve diğer çalışanların iyi niyetli yaklaşımları gereklidir ancak genellikle yetersiz kalır. Çünkü yaşanan deneyim normal dışıdır ve karşımızdaki kişi normal dışı tepkiler vermektedir. Yaşadığı duygusal çalkantının büyüklüğü, kişiye çevresindeki insanların söylediklerini mantıklı biçimde değerlendirme imkanı vermeyebilir. Bu durumda kesinlikle bir uzman yardımına başvurulmalıdır. Ancak ilk dönemde işyerindeki diğerlerinin dikkat edebilecekleri bazı hususlar da vardır. Kişinin tedavi arayışına girip girmediği takip edilmeli, gerekirse yakınları ile konuşulmalı ve bir arayışta bulunulmaları ile ilgili kendisi ve yakınları ikna edilmelidir. 
 
İŞ YERİNDE YAŞANAN KRONİK STRES KAYNAKLARI
İş yaşamında strese yol açabilecek etmenler, işin yapılış şekli ile ilgili olabileceği gibi, kurumun yapısından, fiziksel çevre koşullarından veya bireysel özelliklerden kaynaklanabilir. Özellikle kurumun doğasında olan bazı özelliklerden oluşan stres kaynakları, çalışanlar için sürekli sorun yaratırlar. Kaynaklar fark edilmeyince etkili bir şekilde stresi kontrol altına almak mümkün olmaz. Bunun sonucunda da kronik stres kaynakları haline dönüşürler 
 
İş yerindeki kronik stres kaynaklarını aşağıdaki gibi başlıklar altında toplamak mümkündür.
  • Rollerdeki Belirsizlik: Bireyin rolleri konusunda yeterli bilgisinin olmaması durumunda rol belirsizliği görülür. Eğer işin amaçları yeterince tanımlanmamışsa, bir diğer ifade ile birey ne yapacağını bilemiyorsa stres kaçınılmaz olacaktır (Balcı 2000). Belirsizlik durumunda iş doyumsuzluğu, psikolojik gerilim, kendine güvensizlik, yararlı olmama duygusu belirecektir.
  • Rol Çatışması: Bireyin üstlendiği iki veya daha fazla rolün aynı zamanda ortaya çıkması, böylece bireyde zıt isteklerde bulunulması rol çatışmasına yol açabilir. Örneğin bir işçiden amiri üretimi hızlandırmasını isterken, çalışma arkadaşları üretimi yavaşlatmasını isterse kişi rol çatışması yaşayabilir. Araştırmalar rol çatışmasının çalışanda içsel çatışma yarattığını, işin çeşitli yönleri ile ilgili gerilim oluşturduğunu, iş doyumunu düşürdüğünü, işçinin üstüne güvenini azalttığını ortaya koymuştur.
  • Kişilerarası Çatışma: İş yerinde üstleriyle geçimsizlik ve çalışanlar arasındaki olumsuz ilişkiler, kişiliklerin uyumsuzluğu, amirlerle, meslektaşlarla ya da memurlarla çatışma ya da tartışma, en basit işlerde bile gerginlik yaratır. Çözümü en zor olan da bu sorundur.
  • Sorumluluk: Diğer insanların sorumluluğunu üstlenmek, kişilerde gerginlik yaratan bir stres kaynağıdır. Diğer insanların mesleki gelişiminin sorumluluğu bir kişiye yüklenmiş ise, ayrıca işin doğası çok fazla sorumluluk gerektiriyor, ancak yetkiler sınırlı ise, kişi kendini yoğun stres altında hissedebilir. Araştırmalar özellikle insanlardan sorumlu olan yöneticilerin yoğun olarak strese maruz kaldıklarını göstermektedir. Böylece bu insanların diğerlerine göre daha fazla kalp krizi, ülser, yüksek tansiyon sorunları ortaya çıkmaktadır.
  • Katılım: Kişinin çalıştığı iş yerinde karar verme sürecinde etkisinin olup olmaması, stresin oluşumunu etkiler. Özellikle çalışanları etkileyen kararlarla ilgili olarak çalışanların fikrinin hiç sorulmadığı durumlarda herkes stres yaşayacak, böylece üretim düşecektir. Kararlara katılma ise bireyin kendisine değer verildiği düşüncesine yol açarak çalışanın stresini azaltır.
  • İş Güvenliği: İşini kaybetme korkusu bireyin benlik saygısının azalmasına yol açabilmektedir. Özellikle yoğun ekonomik krizlerin yaşandığı dönemlerde çalışanların stres düzeyleri oldukça yüksek olup, aile çevresini de olumsuz etkilemektedir.
  • Yönetim Tarzı: Örgütlerin hiyerarşik doğası da stres yaratan etmenler arasında olup, yönetim yapısı ve yönetim tarzı stres oluşumunda etkendir. Otokratik bir anlayışla yönetilen iş yerlerinde, özellikle tepeye doğru yükselen güç kullanımı, çalışanların stres içinde olmalarına yol açar. Özellikle cezanın kullanımı, kişilerde gerilim oluşturur. Hele sınırlı kaynaklar ve sınırlı ödüller için çalışanları yarıştırmak stres yaratır. Performansı yükseltmek için yapılan aşırı yarışma, birinin kazanırken diğerinin kaybetmesine yol açtığından yıkıcı ve maliyeti yüksek olur (Balcı 2000)
  • Fiziki Mekân ve Çevre Koşulları: İş yerindeki masa ya da oda veya iş alanı, çalışanlar için belli rahatlık ve güven sağlayıcı unsurlardır. İşin fiziksel çevre koşullarını oluşturan hava koşulları, aydınlanma, ısı, gürültü gibi unsurların çalışanların sağlığını, fizyolojik ve psikolojik durumunu etkilediği bilinmektedir.
  • Yoğun İş Yükü:  Birçok çalışan, aşırı iş yükünün kurbanı olmaktadır. Yapılması gereken işin, kişinin iyice emin olmadığı beceri, yetenek ve bilgileri gerektiriyor olması, kaygı ve gerginlik yaratacaktır. Bunun tam tersi de olabilir. İşin hacminin düşüklüğü, bireyin beceri ve yeteneklerinin çok altında olması, işi sıkıcı hale getirebilir.
  • Vardiya Düzeninde Çalışma:           Bu çalışma biçimi, çalışanın normal biyolojik, psikolojik ve sosyal yaşama kalıbını ciddi biçimde bozar. Vardiya çalışması bedenin normal biyolojik ritmi ile çeliştiği için kronik yorgunluğa ve bireyin aile ve sosyal hayatının yıkılmasına sebep olur 
  •  
  • Ø    Dedikodu: Ülkemizde çalışan insanlara iş hayatından yansıyan önemli stres kaynaklarından biri de "dedikodu"dur. Çalınanların zamanlarının ve enerjilerinin önemli bir bölümünü alan bu olgu ne yazık toplumsal bir hastalık durumundadır. Toplumsal kültürümüz kişileri yüzüne karşı eleştirmeye yönelik değildir. İnsanlar genellikle birbirlerine ya birbirlerinin hoşlarına gidecek şeyleri söylemektedir ya da başkalarıyla ilgili olumsuz düşüncelerini. Bu sebeple toplumumuz insanları kendi başarısızlıklarını ve yetersizliklerini ve özlemlerini başkalarını arkaların¬dan eleştirerek, davranışlarına kendilerine göre anlamlar yükleyerek gidermeye çalışırlar. Bu durum da özellikle iş yerlerinde önemli ölçüde zaman ve enerji kaybına neden olduğu gibi, kişisel ilişkilerde de gerginliğe yol açar.
  • Ø    Zaman Yetersizliği: Stres, aynı zamanda zamanı nasıl değerlendirdiğimize bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Bazen yetersiz, gereksiz bir bürokrasi, kırtasiyecilik, rasgele hazırlanmış bir program, kontrol edilemeyen bir durum, sık gelen ziyaretçiler, her an çalan telefonlar, zamanı kontrol altına almamızı engelleyerek hızla akıp gitmesine yol açar. Yapılması düşünülen işlerin zamanında yetiştirilememesi ise, kişide gerginlik ve stresi oluşturur.
  • Ø    Kariyer Engeli: Kişinin iş yaşamında belli bir hedefe ulaşmak, kariyer basamaklarında yükselerek bunun karşılığında daha fazla güç, saygınlık ve para elde etmek, kariyer gelişimini sağlamak yönündeki istek ve ihtiyacının kurum tarafından karşılanamaması ve çeşitli şekillerde engellenmesi çalışanda strese yol açacaktır. Bireyin kariyerinde doyumu ve etkinliği iş stresini kontrol altında tutmasına bağlıdır.
 
Çalışma hayatında ortaya çıkan stres faktörlerini daha da genelleştirmek mümkündür. Gelir yetersizliği, sınırlı gelişme imkânları, ayrımcılık, zorlu yarışma gibi durumları da göz ardı etmemek gereklidir. 
 
İş yaşamındaki kronik stres kaynaklarının özellikle uzun süreli strese yol açması, üretime ve çalışanların sağlığına olumsuz etki yapmaktadır. En önemlisi çalışanın yönelebileceği iki davranış; işe devamsızlık gösterme ve işten ayrılma davranışıdır. Özde bu davranışlar yüksek düzeyde stresli işten kaçınma davranışının iki yolunu ifade eder. alternatif işten kaçınma davranışı; alkolizm, ilaç bağımlılığı, saldırganlık şeklinde de görülebilir. Tehlikeli olan da bunlardır. İşe devamsızlık ve işten ayrılma davranışı üretimi engelleyebilir.
 
İş hayatında stres yaratabilen tüm faktörleri tümüyle ortadan kaldırabilmek mümkün değildir. Çünkü bireyin kişiliği, stresten etkilenme düzeyinin farklılığına yol açabilmekte ve herkesin aynı stres faktöründen aynı şekilde etkilenmesi söz konusu olamamaktadır. Bu nedenle tümüyle ortadan kaldırmak yerine stresin azaltılması için örgüt yönetimlerine büyük görevler düşmektedir. Bazı kaynaklar çalışanın verimi için makul bir iş stresinin gerekliliğini de iddia etmektedir.
 Bireysel ve örgütsel stratejiler, iş stresinin azaltılması ve kronikleşmemesi yönünde katkılar sağlaması açısından oldukça önemlidir.
 
İŞ YERİNDE YAŞANAN MUTSUZLUĞUN KAYNAKLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI
Çalışan insanlar günün büyük bir kısmını iş yerinde geçirmektedir. Bu nedenle iş yaşamı insanoğlunun hayatında çok önemli bir yere sahiptir. İş yerinde yaşanan sorunlar insanların ruh sağlığını ve iş dışındaki yaşamını da etkiler. Bu nedenle iş yaşamında mutlu olmayan kişilerin bunun nedenlerini ve çözüm yollarını araştırması gerekir. İş yerinde yaşanan mutsuzluğun kaynakları ve çözüm yolları araştırılırken düşülen en büyük yanlış, yalnız işten ve iş yerinden kaynaklanan sorunlara odaklanmaktır. Oysa insanın kendisine ait özellikleri (kişilik yapısı, beklentiler, bilgi ve beceri gibi) geliştirmesi, iş yerin  de çözülmez gibi görünen sorunlar ile baş etmeyi kolaylaştırmaktadır.  
 
İş ortamındaki olumsuzluklara takılıp kalmayın: İş yerinde mutlu olamayan kişilerin akıllarına ilk olarak iş ortamının kötü yönleri gelmektedir. Bunların en önemlileri arasında elde edilen gelirin düşüklüğü, iş yükünün fazlalığı, yöneticinin olumsuz tutum ve davranışları, iş arkadaşları ile yaşanan sorunlar, kötü yönetim, uzun çalışma saatleri ve vardiyalı çalışma sayılabilir. Rekabetçi bir ortamın varlığı, yöneticiler tarafından geribildirim verilmemesi, yöneticilerin beklentilerinin yüksek olması ve hiçbir şeyi beğenmemesi, sahip oldukları potansiyelin değerlendirilmemesi çalışanları mutsuz etmektedir. Çalıştıkları ortamdan memnun değilken bir yandan da işsiz kalma korkusu yaşamaları, çalışanlarda çaresizlik duygusu yaratmakta ve yaşadıkları mutsuzluğu derinleştirmektedir. İş yerinde yaşanan bu tür sorunların iş yerindeki mutluluğu etkilediği tartışmasız bir gerçek olmakla birlikte, yalnız bunlara odaklanarak çıkış yolu aramamak mutsuzluğu arttırmaktadır. Bu dış etmenleri değiştirmeye çalışmak kadar, çalışanların kendilerini mutsuz hissetmelerine yol açan iç etmenleri de belirlemeleri gerekir. Örneğin birçok araştırmada geçinmeye yetecek ücrete ulaşıldıktan sonra paranın motivasyon yaratıcı etkisinin düşük olduğu, takdir edilmenin çok daha fazla motivasyon yaratıcı etki gösterdiği görülmektedir. İlişki kurma, iletişim ve zor insanlarla baş etme becerilerinin geliştirilmesi iş yerinde yaşanan sorunlar ile baş etmeyi kolaylaştırmaktadır. İşten ayrılma şansınız yoksa, iş ortamında değiştirebilecekleriniz için çaba harcamalı, değiştiremeyeceklerinizi kafanıza takmamanın bir yolunu bulmanız gerekmektedir. 
 
Motivasyonunuzu arttırın: İşinizi yapma konusunda istekli olup olmadığınızı, var gücünüzle çalışıp çalışmadığınızı, işe dört elle sarılıp sarılmadığınızı gözden geçirin. İnsanın işini sevmesi, iş yerinde üzerine düşen görevleri benimsemesi motivasyonu olumlu yönde etkileyen etmenlerdir. İş yapma konusunda istekli olmanıza karşın kendinizi mutsuz hissediyorsanız, bunun nedenlerini anlamayı çalışın. İş dışındaki sorunların etkisi altında olup olmadığınızı, iş yerinde diğer çalışanlarla ve yöneticilerle yaşadığınız sorunların etkisi altında olabileceğinizi unutmayın. İşe karşı tümüyle isteksiz iseniz, bu isteksizliğin ne zamandan beri var olduğunu ve olası kaynaklarını belirlemeye çalışın. Motivasyonunuzun artmasının yalnız dışarıdan gelecek etmenlere bağlarsanız, sonuç elde etme şansınızın çok düşük olduğunu unutmayın.
  
 
Beklentilerinize sahip çıkın, karşılanması için elinizden geleni yapın: İnsanın hayattan ve insanlardan beklentilerinin gerçekleşmesi önemli bir mutluluk kaynağıdır. Fakat herhangi bir insanın beklentilerinin tümüyle karşılanmasının mümkün olmadığını unutmayın. İş yerinizden, iş arkadaşlarınızdan, üstlerinizden ve bir çalışan olarak kendinizden beklentilerinizi gözden geçirin. Bunların karşılanıp karşılanmadığı kadar, bunları dile getirip getirmediğiniz de önem taşımaktadır. Siz bunları talep etmedikçe, bunların kimsenin aklına gelmeyebileceğini ve akla gelmediğinde de suçlamaya hakkınız olmadığını unutmayın. Gerçekleşmeyen beklentilerinizin ne kadarının gerçekleşebilir beklentiler olduğunu değerlendirin; gerekirse sizin durumunuzu değerlendirebilecek birilerinin görüşlerini alın. Sonucu kabullenin; gerçekleşmesi mümkün olanlara sahip çıkın, gerçekleştirmek için elinizden geleni yapın.
 
Depresyon yaşayıp yaşamadığınızı  belirleyin: Mutsuzluğunuzun yalnız iş yaşamı ile sınırlı olup olmadığını değerlendirin. Yalnız iş yaşamında değil, yaşamın her alanında mutsuzluk yaşıyorsanız kendinizde depresyon olup olmadığını gözden geçirin. Depresyon yaşayan bir kişi daha önce severek, isteyerek yaptığı şeyleri artık yapmak istememeye, yapsa bile bunlardan zevk alamamaya başlar. Yaşama sevincinin yerini "üzüntü, keder, mutsuzluk, isteksizlik, karamsarlık, umutsuzluk ve yerli yersiz kendini suçlama" gibi duygular alır. Sürekli olarak bu tür duygular yaşıyorsanız ve bunları gün boyu sürüyorsa bir ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına danışın.
 
 Tükenmişlikle mücadele edin: Tükenmişlik, bedensel ve ruhsal olarak zorlayıcı bir etkene uzun süre maruz kalınması sonrasında ortaya çıkan ruhsal olarak tükenme halidir. Özellikle iş stresinin yoğun ve iş yükünün sürekli yüksek olduğu yerlerde çalışanlarda oldukça yaygındır. Tükenmişlik yaşayan kişide giderek yaşamla ve dünyayla ilgili olumsuz duygu ve düşünceler artar. Yaptığı iş giderek daha anlamsız gelmeye başlar, kendini çalıştığı iş yerinin bir parçası olarak görmemeye başlar. Verimli ve üretken bir biçimde çalışma isteğini kaybeder. Tükenmişlik girdabına düştüğünüzü görüyorsanız, mutlaka gerekli adımları atın. İş yükünüzü ve stres kaynaklarınızı azaltmanın ve ruhsal olarak rahatlamanın yollarını bulmaya çalışın. 
 
 Stres kaynaklarınızı ve stresle baş etme gücünüzü geliştirin: İş yerinizde bir türlü çözüm bulamadığınız bir stres yaşayıp yaşamadığınızı gözden geçirin. Sizi etkilediğini düşündüğünüz olayları gözden geçirirken önemli ya da önemsiz ayırımı yapmayın. Küçük gibi görünen olayların bazen düşünüldüğünden çok büyük etkiler yaratabildiğini unutmayın. Stresle nasıl baş ettiğinizi ve baş etme yollarınızın etkili olup olmadığını değerlendirin. Sorunları görmezlikten gelmek ve küserek geri çekilmek ülkemizde en sık kullanılan ve etkili olmayan yöntemlerdir. Diğer yandan öfkelenmek ve kırıcı tepki göstermek ise sorunu çözmek bir yana daha da karmaşıklaştırmaktadır. Yaşadığınız sorunlarla daha etkili başa çıkma yolları bulmaya çalışın. Başa çıkmanın her zaman sorunu bütünüyle çözmek anlamına gelmediğini, esas olarak sorun devam etse bile ondan en az etkilenmeyi başarmak anlamına geldiğini unutmayın. Stres kaynaklarınızı araştırırken yalnız iş yaşamına odaklanmayın, iş yaşamı dışında sizi zorlayan bir olay olup olmadığını da gözden geçirin.
 
 Mutsuzluk yaratan kişilik özelliklerinizi değiştirmeye çalışın: İş yerinde mutsuzluk yaşayan kişilerin her koşulda mutlaka gözden geçirmeleri gereken konulardan biri de kişilik yapılarıdır. Çünkü insanların neyi, nasıl yaşayacağını ve yaşadıklarından etkilenme derecesini belirleyen en önemli etmen kişilik yapısıdır. "Hayır diyemeyen", "rekabetçi", "kırılgan", "alıngan", "çekingen", "özgüvensiz", "mükemmeliyetçi", "işkolik", "kendini suçlamaya ve  haksızlığa uğradığını düşünmeye yatkın" insanların işyerinde mutsuzluk yaşama olasılıkları daha fazladır. Kendinizi daha iyi tanımak ve kişilik özelliklerinizi belirlemek için elinizden geleni yapın. Yaşadıklarınıza dışarıdan bakmaya çalışın. Sizi mutsuz eden kişilik özelliklerinizi değiştirmeye çalışın. 
 
Özgüveninizi arttırın: Sağlıklı bir özgüven insanoğlu için en önemli ruhsal desteklerden biridir. Özellikle iş yerinizde kendinize yeterince güvenmiyorsanız, işlerinizle ilgili bilgi ve becerinizi mümkün olduğunca geliştirin. Özgüveninizi yeterince geliştiremiyorsanız aşırı rekabetçi ortamlardan uzak durun. Fakat özgüvensizliğinize sığınarak yapabileceğiniz işlerden uzak durmayın. Özellikle kendinizi aşırı olumsuz değerlendirme, eleştirme ve bunları genelleştirme huyunuza teslim olmayın. Kendinize karşı affedici olun, elinizden geleni yaptığınızı, herkesin hata yapabileceğini unutmayın. Diğer yandan aşırı özgüven de mutsuzluk yaşanmasına yol açabilmektedir. Aşırı özgüvene sahip kişiler iş yerinde kendi görüşlerine yeterince önem verilmediğini ve adam yerine konulmadıklarını düşünerek mutsuz olmaktadır. Ayrıca aşırı özgüven yanlış kararlar alarak ve başkalarının görüşlerine önem vermeyerek iş arkadaşları ve üstleri ile ilişkilerin bozulmasına yol açabilmektedir. 
 
 Zamanı iyi kullanın: Zaman yönetimi, zamanı en doğru biçimde etkin, etkili ve verimli bir biçimde kullanmak demektir. Zaman yönetimi başarılı bir şekilde yürütüldüğünde, kişiye hem işi hem sosyal yaşamı hem de hobileri için yeterince zaman kalabilmektedir. İşi yetiştirememek ile ilgili sorunlar yaşıyorsanız, sevdiklerinize ve kendinize yeterince zaman ayıramadığınızı düşünüyorsanız zamanı nasıl kullandığınızı gözden geçirin. İlk olarak yaşamınızda neleri gerçekleştirmek istediğinizi öncelik sırasına göre belirleyin. En verimli çalıştığınız saatleri saptayarak, bu saatlerin boşa geçmemesi için elinizden geleni yapın. 
 
Sosyal yaşamınızı zenginleştirin: İnsan yaşamının her alanının her zaman etkileşim içinde olduğunu unutmayın. Ev yaşamı, iş yaşamı ve sosyal yaşam birbirini sürekli etkilemektedir. İş yerinde çözülemeyen sorunların yarattığı olumsuz duygular, ev yaşamı ve sosyal yaşam içinde aşılabilmektedir. İşte yaşadığınız stresi kendinizden uzaklaştırmak için iş dışında sizi rahatlatacak bir şeyler yapmak için özel çaba harcayın.
 

SİTE İÇİ ARAMA..