MUSTAFA ÖZTÜRK

Sorularınız İçin

Doksanlı yılları hatırlamayanlar için yazdım

e-Posta Yazdır PDF
AddThis Social Bookmark Button

Çok değil, on beş yirmi yıl öncesi Türkiye’den söz etmek istiyorum. O günleri yaşayan birisi olarak, bugünün kıymet bilmez insanlarına bir pencere açarak düşünmelerini istiyorum.

Özgürlük ve insan hakları adına sahip olduğumuz kazanımların dününü bilip, oynanan oyunları sorgulamaları için yazıyorum. 

Yani; bu gün biraz geçmişe giderek, günümüzdeki olağanüstü değişimin kıymetini anlatmaya çalışacağım. Doğu ve güney doğu da Kürt olduğunu söylemenin bile suç olduğu, bırakın özerklik, özyönetimden söz etmeyi, Kürtçe selam vermenin, kürtçe şarkı söylemenin ve dinlemenin mümkün olmadığı günlerden söz etmek istiyorum. Kürt sorunu var demenin zindana atılma sebebi olduğu yıllardan bahsediyorum.

Evren paşa bir tespitte bulunuyordu o günlerde. Eşi ve benzeri olmayan kürt tanımıydı bu. “Kürt diye bir millet yoktur, Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz ve kış aylarında erimeyen karlar vardır. Bu karların üzeri, güneş açınca hafif eriyerek buzlaşır, camsı parlak ve sert bir tabaka ile kaplanır. Üst kısmı sert, altı yumuşak kardır. Bu karın üzerinde yürüyünce, ayağın bastığı yer içeriye çöker ve Kart-Kürt diye bir ses çıkarır. İşte bu sese izafeten sıkışmış kara-yatkın kara Kürt kar veya Kürtün denmektedir.”

Bu komedi tanımla, Kürt sorunu çözümlenmiş oluyordu. Kimse o zaman bu tespite, yüksek sesle karşı çıkmıyordu. Hiçbir aydın, köşe yazarı, bir dakika, bu nasıl tespittir, bu yüz yıllardır, Mezopotamya’da yaşayan bir millete hakarettir diyemiyordu.

Ben Ağrı’lıyım. Kürt bir annenin ve Türk bir babanın oğluyum. Bu iki farklı kimlik büyük bir aşk yaşıyor, evleniyor ve dokuz çocuklu büyük bir aile kuruyor. Anam Kürt'lüğünden, babamda Türk'lüğünden övünçle söz ederken, kimse kimseye üstünlük taslamıyordu.

Doğu Anadolu’da yaşayan her vatandaş gibi, Yoksulluğu ve yoksunluğu (çaresizliği) iliklerime kadar yaşamış biriyim. 

Sokakta değil Kürtçe Türküler dinlemek, Kürtçe selam vermek bile mümkün değildi. Yerilen, aşağılanan ve kendine özgüveni yitirilmiş çocuklardık bizler. 

Anam dilini unutsun diye, asimilasyona tabi tutuluyordu. Etrafın Türklükle kuşatılmıştır. Unut kendini, inkar et, sen artık Türksün! deniyordu.

2000’li yıllara kadar da, bu dayatma her vesileyle hayatımızda var oldu.

Oysa; 2002'li yıllara gelinceye kadar yöre halkı özlemlerini pamuklara sarmış, hikayelerle çocuklarına masal gibi anlatıyorlardı.

Bu özlemler, aslında insanca şeylerdi ve insana dairdi; 

"Kürt olduğunu özgürce söyleyebilmek, anadilini konuşabilmek, adları değiştirilmiş köylerinin eski adları ile söyleyebilmek, doğan çocuklarına dilediği ismi koyabilmek, nüfus müdürlüğünde bir memur tarafından azarlanmamayı, yatırımların yöreye de gelmesini, fabrikaların açılması ile, iş ve aş bulmak, gençlerimizin iş bulup çalışabilmesi, özelde kendi aile bütçesine, genelde ülke bütçesine üreterek katkı yapabilmek, Türküleri, benim dediği dağlarda yankılandığında, Türk'üyle, Kürdü’yle, Lazı ve Çerkezi ile halay tutmak… Birlikte söylemeyi çok isterdi."

Birlikte gülebilmek ve birlikte acılarımızı paylaşmaktı tüm arzuları..

Bu özlemler çok uzak değil, 2000’li yıllara kadar böyleydi. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelinceye kadar sürdü. Hatta iktidarda muktedir olmasınlar diye görülmemiş baskılar yapıldığında da devam ediyordu.

14 Ağustos 2001 tarihinde Adalet ve kalkınma Partisi iktidara geldiğinde, bu sorunların yanı sıra, faili meçhul cinayetleri ve PKK savaşını da kucağında buldu.

Şimdi sizi vicdana davet ederek soruyorum; 

Nüfus müdürlüklerine artık çocuklarımızın adlarını dilediğimiz kürtçe isimler koymamız; Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin bir uygulaması değil mi? Nüfus müdürlüklerinde, kürtçe isim koydunuz diye sizi azarlayan memur var mı?

Adalet ve Kalkınma Partisi; anadilinizi öğrenmek için, buyurun kurslar açın demedi mi?

Yasal düzenlemeler yapılarak, üniversitelerde Kürtçe kürsüler kurulmasını sağlamadı mı?

1940-2000 yılları arasında 12 bin 211 köyün, yani tüm ülkedeki köylerin yüzde 35’inin ismi değiştirilmişti. Bu köylere eski adları yine AK Parti hükümetleri döneminde verilmedi mi?

Anadolu Ajansında kürtçe yayın; AK Parti hükümetleri döneminde yapılmadı mı?

TRT Şeş ve TRT Kürdi yine bu hükümetin dönemindeki başarılı uygulama değil mi?

Barış süreci kapsamında, silahlar susturulduğunda, Doğu ve güney doğu da işadamlarının yatırım yapması için teşvikleri, AK Parti hükümetleri vermedi mi? bu başarılı uygulamalara imza atmadı mı?

Hatırlayın 1990 yıllardaki faiili meçhul cinayetleri? 

1993'ün ilk büyük trajedisi Uğur Mumcu cinayetiydi. Gazeteci-yazar Mumcu, 24 Ocak 1993'te uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Uğur Mumcu, öldürülmeden önce başladığı "Kürt dosyası"nda, Abdullah Öcalan'ın izini sürdü.

Eşref Bitlis Paşa'nın hayatını kaybettiği 1993, Cumhuriyet tarihine 'kanlı yıl' olarak geçti. PKK'nın iç yüzü ve devletle bağlantılarıyla ilgili önemli bilgilere ulaşan birçok isim ortadan kaldırıldı. Bitlis, PKK'yla etkin mücadele eden bir komutandı.

Binbaşı Ahmet Cem Ersever, PKK terörüyle etkin mücadele eden isimlerden biriydi. 17 Mart 1993'te ordudaki görevinden 30 arkadaşıyla birlikte istifa ederek ayrıldı. Daha sonra bazı gazete ve dergilere 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım ve Güneydoğu'daki faili meçhullerle ilgili bilgiler verdi. Mahkemeye ifade vermek için 24 Ekim 1993'te Ankara'ya giden Ersever'in cesedi 10 gün sonra Elmadağ'da bulundu.

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993 tarihinde operasyon için gittiği Lice'de öldürüldü. 

Aynı yıl, takvimler 24 Mayıs'ı gösterirken Türk milleti bir kez daha sarsıldı. PKK'nın tasfiyesinin konuşulduğu bir ortamda, Bingöl-Elazığ karayolunda 33 Mehmetçik şehit edildi.

Bunlar sadece bir kaçı…

Ama; barış, barış diyenler ne yaptı? Barış sürecinde ülkeye terörist ve silah sokarak hendek siyasetini planladılar. Hükümetin iyi niyetini suiistimal ettiler.

Şimdi vicdanlarınıza soruyorum; AK Parti mi samimiydi, yoksa barış barış diye, doğu ve güney doğu da yaşamı cehenneme çeviren  terör örgütüyle iş tutan, siyaset yapmak yerine, TBMM‘ni terör örgütünün propaganda yeri olarak kullananlar mı Kürt’lerin sorunlarını çözmek için samimidir.

Yakın tarihimizi bilenler şunu çok net bir şekilde görmüşlerdir ve bende böyle düşünüyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi;  bu ülke için bir şanstır.

Bilgi ve yeteneğinin yanına yüreğini koyabilen, bu cesur siyasetçiler, onları destekleyen aydınlar, halkına umut veriyor. Tüm iftira ve karalamalara rağmen, Onurlu bir duruş sergiliyorlar

Ben bir dua ile konuşmamı bitirmek istiyorum; Allah’ım; yüreğime merhamet ve vicdanı ekle, anlayışımı kuvvetlendir, kuvvetlendir ki; ben ülkemde yapılan onca iyiliği kıskançlık körlüğü ile görmemezlikten gelmeyeyim.

Kürtlerin özlemi, inşallah basiret sahibi siyasetçilerimizin gayreti, aydınlarımızın yol göstericiliği ve halkımızın sağduyusu ile gerçekleşecek ve birlikte nice güzel sevdalara yelken açacağız. Kürt’le türkün sevdasını yazacağız

Selam ve dua ile

SİTE İÇİ ARAMA..