MUSTAFA ÖZTÜRK

Sorularınız İçin

Solun düşüncesinde hep devlet düşmanlığı algısı yatar

e-Posta Yazdır PDF
AddThis Social Bookmark Button

Sol zihniyet bu ülke de hep konuştu, ama konu vatan olunca hep eleştirdi solun kalesi de her zaman Cumhuriyet Halk Partisi oldu. Bu devlet düşmanlığı da asimilasyonla uygulamada kendisini göstermiştir.

Asimilasyon; “Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme sürecinin sonu anlamına gelir.” Kavramın kelime anlamı budur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana da bu kavram gerek tanımı itibariyle, gerekse uygulama biçimiyle tarihe kara bir leke olarak kazınmıştır. Milletin hafızasında derin bir yaradır Asimilasyon. 

Osmanlı Türk aydınları, imparatorluğun geri kalan kısmını elde tutabilmek için harekete geçmiş, bir ulusu ulus yapan dilin önemini kavramış ve Türkçe'nin bütün imparatorlukta resmi dil olmasını sağlamıştır. Bütün kamu kuruluşlarına da Türkçe bilen görevliler atanmıştır

Çok büyük oranda, İttihat-Terakki Cemiyeti / Partisi'nde örgütlenen Türk aydınlarının en önemli hedefi, elde kalan Osmanlı toprakları üzerinde 'Türklerden oluşan bir ulus-devlet' yani bir Türk devleti kurmaktı. Fakat Anadolu sadece Türklerden oluşmuyordu.

Ermeniler, Gürcü’ler, Laz’lar, Çerkezler de vardı. En büyük 'sıkıntı' da buydu.

1940-2000 yılları arasında Kürt'çe, Ermeni'ce, Gürcü'ce, Laz'ca, Çerkez'ce isimlerin yanı sıra içinde 'kızıl', 'çan', 'kilise' gibi sakıncalı sözcükler geçen Türkçe adlar da asimilasyonla tarihe karışmıştır.

Asimilasyon da 1940, dönüm noktası oldu

Asimilasyon politikalarının kökeni Osmanlı’nın son dönemlerine uzanmaktaysa da, bu politika “Türk ulusu” yaratma operasyonuna paralel olarak cumhuriyet döneminde büyük bir ivme kazanmıştır. Osmanlı’nın İttihatçı paşalarınca kurulan yeni cumhuriyetin birincil hedefi, bu topraklarda yaşayan farklı etnik kimlikleri Türkleştirmek ve bir Türk ulus-devleti inşa etmekti. 

1924 Anayasasını hazırlayan komisyonun kaleme aldığı gerekçede şöyle deniyordu: “Devletimiz milli bir devlettir. Çok milletli bir devlet değildir. Devlet Türk’ten başka millet tanımaz. Millet dahilinde eşit hak ve hukuka sahip olması gereken ve başka ırktan gelen kimseler de vardır. Fakat bunlara da ırki durumlarına uygun olarak haklar tanımak veya bu anlama gelecek sözler etmek caiz değildir.”

Kısa bir açıklama ile vurgulamak istediğimiz Asimilasyon, ad değiştirme işlemleri ile işe başlamıştır. İçişleri Bakanlığı’nın 1940 yılı sonlarında hazırladığı 8589 sayılı genelgeyle resmileşti ve ‘yabancı dil ve köklerden gelen ve kullanılmasında büyük karışıklığa yol açan yerleşme yerleri ile tabii yer adlarının Türkçe adlarla değiştirilmesi’ başlatıldı. Genelgenin ardından valilikler tarafından yabancı dil ve köklerden gelen yer adlarına ilişkin dosyalar hazırlanarak bakanlığa gönderildi. Ancak bu çalışmalar 2. Dünya Savaşı nedeniyle uzun süre aksadı. 1949 yılında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’yla isim değiştirme işlemleri yasal bir dayanağa kavuştu. 1957’de‘Ad Değiştirme İhtisas Kurulu’ kuruldu. Bu kurulun çalışmaları, çeşitli kesintiler olmakla birlikte 1978 yılında ‘tarihi değeri olan yer adlarının da’ değiştirildiği gerekçesiyle işlemlere son verilinceye kadar sürdü. 

Süreci dikkatlice takip ettiyseniz, İttihat ve terakki cemiyeti ve onun uzantısı, CHP zihniyeti bu günahın vebalini taşıyor. Yani bu baskıcı sürecin mimarı da, uygulayıcısı da İttihat Ve Terakki geleneğidir. Cumhuriyet’in ön plana çıkan kurucularının önemli bir kısmının İttihat Ve Terakki Cemiyeti’nin üyeleri olmaları dikkat çekicidir.

Şimdilerde, Diyarbakır’da, Silopi’de, Şırnak’ta, Cizre’de milletvekillerini gönderip şov yapmalarına bakmayın, bu olayların ağa babası CHP zihniyetinin uyguladığı asimilasyon politikalarıdır.

Hukuk tanımaz, kabadayı ruhlu zihniyettir. Uyduruk isyanlarla suçladıkları insanları jandarma dipçiği ile yurtlarından sürüp, zorunlu ikamete ve asıllarını inkara tabi tuttular.

Bu zihniyet, Ulus devleti olmayı, diğer ırklara yaşam hakkı tanımamak olarak anlamış ve uygulamıştır.

Dini de kendisi tanımlayan bu zihniyet, kendi anlayışı gibi bir dine zorluyordu insanları… Kendisi gibi düşünmeyen ve inanmayan bir din anlayışını asla kabul etmeyeceğini uygulamaları ile gösterdi.

Başörtüsündeki zulmünü hatırlayın! ikna odalarında kızlarımız giyimlerinden dolayı sorgulanıyor, tehdit ediliyordu. Dahası güvenlik görevlileri eliyle, gencecik kızlarımız saçlarından tutulup yerlerde süründürülürdü. Üniversitenin kapılarından içeri alınmıyordu.

Başörtülü iş yerlerinde, (özel sektör ve kamu) çalışmanın mümkün olmadığı dönemlerdi ve yeni gençlik bu dönemi bilmiyor. Yaşayanlar bunu her vesileyle anlatmalıdırlar. Kim vatan sever, kim demokrat, kim özgürlükçü düşünceden yanadır, kim insan haklarını gerçek manada savunuyor ortaya çıkacaktır.

Son on yılın milletvekili olmuş CHP sıralarına bakın, sol zihniyetin o “Düşman Devlet Algısını” taşıyan, İkna odalarının kahramanları, milletvekili olarak taltif edilip, İltifat gördü.

Kur’an kursları, bu zihniyet tarafından kapatıldı ve durduruldu. Kur'an öğrenme yaşı yine bu zihniyet tarafından yukarı çekildi. 

Eğitmenlerin ısrarla öğrenme yaşının standartlarını bilimsel olarak belirtmiş olmasına ve onların dayattığı yaş sınırının öğrenme için uygun olmadığını söylemelerine rağmen, despotça bir uygulamayla, CHP zihniyeti istediği gibi belirledi.

Özgürlük, eşitlik hakça paylaşım, adalet, dillerinden hiç düşmedi, ama uygulamada bu hiçbir zaman olmadı. Yakın tarih incelediğinde bu durum çok daha trajik olaylarla karşımıza çıkmaktadır.

Muhalefet olduklarında hep bu kavramların arkasına sığındılar. Ama güç olduklarında, adalet ve hak tanımaz uygulamaların keyfi uygulayıcısı hep bu zihniyet olmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ısrarla dile getirdiği bir deyimle bitirelim yazımızı“zulümle abat olunmaz.“ Bu millet sizi  “abat” etmedi. Etmeyecekte… Kötü niyetleriniz, çirkin yürekleriniz; yüzlerinizde yansıyor ve biz bunu gördük. Bu milleti asla kandıramayacaksınız

Selam ve dua ile..

SİTE İÇİ ARAMA..